Yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yılbaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kaynana dilleri, şapkalar, 2019 gözlükleri, renkli renkli süsler, en hit müzik listeleri, yemekler, çerezler ve içecekler...Hepsi hazır. Peki 2019'a nerede giriyoruz? Güzel bir bar ya da sağlam bir club mü? Belki menüsü geniş bir ocakbaşı, belki de canlı müziğin olduğu bir taverna. Hiç olmadı sakin bir balık restoranı...Belki de bir sokak partisi...

Ne fark eder? Sevdiklerimizle beraber olduktan sonra yeni yıla nerede, nasıl girmişiz ne fark eder? Evet, bu sorunun cevabı oldukça basit. Bizim Food in Mobili olarak üzerine düşeceğimiz konu ise restoran, kafe ve barların ya da envai çeşit mekanların uyguladığı yılbaşı tarifesi olacak.

Her özel günün sömürü şekli farklıdır. Sevgililer gününde çiçek, anneler gününde küçük ev aletleri, babalar gününde kemer-cüzdan fiyatları pahalılaşır. Ramazan ayında iftar menülerinin yanından geçmeniz imkansızdır mesela. Ramazan Ayı ruhuna aykırı sofralar fahiş fiyatlarla servis edilir ve  talep de görür ne yazık ki. Yılbaşında da birçok mekan bu uygulamanın hakkını veriyor. Fahiş fiyat uygulaması...
Şaka...

Bizim Food in Mobili olarak karşı olduğumuz durum böyle günlerin "arz-talep" adı altında sömürülmesi. Küçük bir örnek verecek olursak; İstanbul, Kadıköy'de orta düzeyde bir barda - isim paylaşmayacağız ama internette ufak bir araştırmayla bunun gibi birçok mekan bulabilirsiniz - ortalama olarak 2 kişi, 4 adet 50 cl. bira ve çerezle 70 ila 100 TL arasında bir fiyat ödersiniz. Aynı yerde yılbaşı paketi mi? Aynı ürünler ele alırsak en az 150 TL! Üstelik yılbaşı akşamında normal standartlarda mekanda yiyip içmenize de izin verilmez. Ne kadar üzücüdür ki bu duruma rağmen, yani bile bile ladese rağmen, mekanda yer dahi bulamazsınız...

Başka bir örnekte İstanbul, Beşiktaş taraflarında bir meyhaneden... 4 kişi için o meşhur "fix menü" karşılıyor bizleri; kişi başı 250 TL fiyatıyla, 100 cl rakı, 4 çeşit meze, ana yemek ve meyve tabağı vaat ediyor. Evet 1000 TL şu bahsettiğimiz yılbaşı kazığı, amaan pardon, yılbaşı menüsü.

Alkolsüz mekanlara baktığımızda ise karşılaştırması gayet kolay olacak şekilde, renkli afişlerle, müzikle yılbaşı eğlencesinin doruklara ulaşacağı belirtiliyor ve en az 60 TL'den başlayan fiyatlar bizi karşılıyor. Sınırsız yerli alkolsüz içecekte cabası. Yani çay :D

Biz Food in Mobili olarak böyle günlerin sömürülmesine karşıyız. Bile bile kazığın bu kadar çok tercih edilmesine de üzülüyoruz. Böyle durumlara alternatifin, çok daha fazla alternatifin, olduğunu biliyoruz ve bu alternatifler tercih edilirse fiyatların diğer özel günlerde değişeceğini de biliyoruz. Siz önce bir hindinizi yiyin bakalım :D Sahi, neden hindi yenirdi?

Bizim "ismini vermeden" karşılaştığımız örnekler bu şekilde. Sizin de örneklerinizi aşağıda yorum olarak bizimle paylaşmanız çok güzel olur, öyle konuşuruz aramızda... Mailinizi de bırakın ki en son yazılardan direkt haberiniz olsun. Herkese lezzetli seneler...


Yeni yıl yaklaşırken coğrafyamız gereği havalar soğumaya, yeni yıl temennileri artmaya ve planlar yapılmaya başlandı. Acaba nerede yeni yıla girsek? Başka bir heyecanda yeni yıl yemeği olsa gerek. Aile ve sevdiklerimizle beraber koooocaman bir sofra ve güzel sohbetle devam eden bir yeni yılı karşılama yemeği.

Yukarıdaki paragrafı okurken, başlıktan bağımsız olarak, iddia ediyoruz aklınıza hindi gelmiştir. Peki yıl başı yemeğiyle hindiyi bu kadar özdeşleştiren durum nedir? Son yazıda imambayıldının kahramanı imamın peşine düştüğümüz gibi şimdi de Food in Mobili olarak hindinin peşine düşüyoruz. Hey gidi koca hindi hey. Hiç rahat bırakır mıyız seni?

Yılbaşında yenen hindi tamamen bir kültür karmaşasının ürünü. Zamanların birbirine yakın olmasıyla birbirini etkileyen olaylar sadece. Şunu belirtelim ilk olarak, olayın hiçbir din ile alakası yoktur. Bol keseden sallamayalım.

Bildiğiniz üzere İngilizler Amerika'nın keşfiyle beraber sıklıkla bu yeni karaya seferler düzenlemişlerdir. Bu yeni keşif insanlığın iştahını kabartmıştır. İlk başlarda tabii sömürü düzeninin güzel yüzü devreye girmiştir. Amerika'nın asıl yerlileri olan nam-ı değer Kızılderililer ile İngilizler iyi geçinmişlerdir. Birçok kültür etkileşimi yaşanmış, birbirlerine yardımlarda bulunmuşlardır. Mesela patates tüketilmesi böyle başlamıştır. Enteresan değil mi? Örneğin; sen koskoca İstanbul fatihi, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet, hiç patates yiyeme. Olacak iş mi? Evet, olacak iş. Çünkü patates Amerika'nın keşfinden sonra dünya mutfak literatürüne katılmış. Neyse konumuz hindi kardeş. Patatesten bir farkı yok ama, o da Amerikalı.

İngilizlerin oyununa, gülen yüzlerine aldanan Kızılderililer, teşekkürlerini iletmek adına kendilerine mükellef bir sofra hazırlamışlar ve baş köşeye de Amerika'da bolca bulunan ve 1621'de Amerika'ya gelen İngilizler tarafından bolca avlanan kümes hayvanı hindiyi koymuşlar. Muhteşem leziz, harika besleyici bir et. O gün İngilizlerle aralarından su sızmayan, saf, iyi yürekli Kızılderililer sonrasında bin yılın kazığını yemişlerdir.

İngilizler hindiyle tanıştıkları bu barış yemeğini ve dolayısıyla Amerikalılarda, şükran günü olarak kutlamaya başladılar ve baş köşeye hindiyi koydular. 1863 yılında bu gün Abraham Lincoln tarafından "Şükran Günü" olarak ulusal bayram haline getirildi ve bir fiil 1941 yılından beri de net olarak Kasım ayının son perşembesi "Şükran Günü" olarak kutlanmaya devam edildi.. Bu özel gün ve baş rolü hindi de pazarın genişlemesi ve zamanların daralması ile ticari dünya tarafından yıl başı ile bütünleştirilmiş, günümüze kadar gelmiştir.

İşte hindinin hikayesi. 1621'de dostluklar pekişsin diye Kızılderililerin sunumuyla sofraları şenlendirmeye başlayan hindinin hikayesi işte bu. İngilizlerin güler yüzüne kanan Kızılderililer de sonrasında yaşadıkları soykırıma ithafen onların aksine onların "şükran günü"nü "yas günü" ilan etmişlerdir.


Hindi, 17. yüzyılın başlarında Amerika'dan dünyaya açılan, Amerikalı arkadaş, bizim yeni yıl soframızın, birilerinin şükran sofrasının, Kızılderililerinde yas sofrasının yiyeceği olmaya devam ediyor...