Mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şimdi sizlere İstanbul'un en güzel yerlerinden birinde Rumeli Feneri'nde harika bir mekandan bahsedeceğiz; Menekşe Bahçesi...

Şöyle bir kafa dinleyeyim diyorsanız tam size göre bir mekan. Hafif tepede, Karadeniz ve boğaz manzaralı, altında küçük bir liman, doğanın içerisinde süper ötesi bir mekan. İşte bu manzaraya sahip bir aile evinin bahçesindeki aile işletmesi kendileri. Her şey doğal ve son derece lezzetli bu güzel mekanda. İşletenler ve çalışanlar güler yüzlü ve sıcak sizlere karşı. Her şeyiyle, günün her anı ve öğününde keyif alacağınız bir mekan.

                                                 


Biz kahvaltı yapmaya gittik. Peki nasıl gittik? Son derece basit. Yenikapı-Hacıosman metrosuna geldiniz mi? Hacıosman'da inin. Hemen otobüs durağından 150 numaralı otobüse binin. Otobüsün güzergahı da muhteşem ayrıca. Tabii yol boyunca içinizin cızz ettiği yerler olacak ama giderseniz görün diye size bırakıyoruz bu kısmı. Sondan bir önceki durakta inin. Güzel ve hafif bir yürüyüşten sonra, Menekşe Bahçesi'ne varmış olacaksınız. Ayrıca otobüs hem giderken hem dönerken Garipçe'ye de bir girip çıkıyor. İsterseniz gitmişken orayı da bir görün...



Ne demiştik? Biz kahvaltı yapmaya gittik. Kişi başı 50 TL'ye sınırsız açık büfe kahvaltı mevcut....tu..:) En azından biz bu muhteşem mekanı denediğimizde. Fiyatın çok değişeceğini sanmıyoruz. Ayrıca seçmeli iki adet sıcak da car. Biz muhlama ve sucuklu yumurta seçtik. Bittikçe de isterseniz yeniliyorlar. Sahanda yumurta ve menemen de seçenekler arasında. Tabağı alıyorsunuz elinize, enfes peynirleri kokulu domates, biber ve salatalıklar, hamur kızartma, mısır ekmeği, reçeller, ballar, tereyağları, börek, sosis ve daha böyle ekleyebileceğimiz taptaze ve miss kokulu yiyeceklerle süslüyorsunuz onu. Ne zaman doyarsanız artık! Ayrıca harika bir çayınında olduğunu belirtelim.
Kuş sesleri, güzel bir salaşlık, 4 mevsim gidip keyfini sürebileceğiniz açık ve kapalı alanları, harika manzarası ve yüzünüze vuran deniz kokulu rüzgarıyla Menekşe Bahçesi, sevdiklerinizle muhteşem vakit geçireceğiniz bir mekan. biz çok sevdik, sizde seveceksiniz!

En yeni yazılar mailinize gelsin istiyoruz biz, sadece mailinizi bırakın gitsin! :)


http://meneksebahcesi.com

Sokak lezzetlerini say say bitmez ama bir klasik vardır ki, herkesin her yaşta bayıla bayıla tükettiği, kokusu, garnitürü ve hazırlanışıyla bir bütün, harika lezzet; köfte!

Sizlere köfte çeşitlerinden de bahsedeceğiz zira hemen hemen her yörenin köftesi meşhur. Özellikle ekmek arası ya da dürüm olarak sokakta tüketmenin muhteşem bir keyif olduğu köfteyi, Food in Mobili olarak bizde en sevdiğimiz yerde tüketmekten her defasında ayrı bir keyif duyuyoruz ve sizinle paylaşmak istiyoruz.

Taksim Metrosu'nun Gezi Parkı çıkışında akşamları saat 7'den sonra köfte arabası yerini alıyor. Muhteşem bir koku, tam klasik bir araba, kömür ateşi ve ayran...Bol soğan, domates, yeşillik, biber, acı sos...Ekmek ya da dürümle. İddia ediyoruz lezzet süper ve çok beğeneceksiniz. Baharat oranı da gayet iyi. Ekmek arası 7, dürüm olarak 8 TL, 1,5 TL de ayran. İşte bu lezzetin fiyat tarifesi. Eğer yolunuz düşerse bir deneyin deriz. Köfte müdavimlerine duyurulur.



Sokak lezzeti deyince akla ilk gelenlerdendir köfte. Dedik ya bir klasik diye. Futbol maçlarında ya da sinema aralarında hemen dışarı çıkılır ve köftecide bir yarım veya 3 çeyrek gömülür. Kokusu zaten metrelerce öteden gelir ve davetkar bir şekilde burnunuzda dolaşır. O arabanın üzerinde renk cümbüşü halinde en taze domates, biber ve soğanlar beklemektedir. Böyle köftecileri bulmak artık çok zor. Şöyle ki hemen hemen her yerde varken artık her doğal şey gibi sayıları peyderpey azaldı ne yazıkki. Ama Gezi Parkı'nın girişindeki köfteci işte tam da böyle bir silüete ve en önemlisi lezzete sahip.

Elimizde az kaldı böyle lezzetler ve değerler. Kültürümüz mutfakta şekillendiği gibi önemli bir kısmı da sokakta şekillenmekte. Böyle lezzetlere sahip çıkmamız lazım. Boza gibi, kokoreç gibi ve daha nicesi...

Bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edin. Ayrıca mail zincirimize de katılın beraberce büyüyelim :)

Renklerin diliyle hayatın dilini birleştiren, kimi zaman siyahla beyazı konuşturan, kimi zaman gride buluşturan, İstanbul, Anadolu ve Dünya'yı kadrajına sığdırmış, ülkemizin en büyük değer ve aydınlarından, gazetecilik ve foto muhabirliği yapmış, fotoğraf sanatında çığır açmış bir düşünür ve kimilerinin düzinelerce cümleyle anlatamadıklarını kendi kadrajından tek kare ile anlatabilen bir sanatçı. Hani derler ya "böylesi yüz yılda bir ancak gelir" diye, işte öyle bir şahsiyet; Ara Güler.


Sizlere bu yazıda İstiklal Caddesi'nin güzide mekanlarında biri olan, Galatasaray Lisesi'nin yanında PTT'nin köşesinde bulunduğu Ara Güler Sokak'ta yine usta sanatçının ismini taşıyan Ara Kafe'den bahsedeceğiz. Bu vesileyle 2018 yılının Ekim ayında aramızdan ayrılan Ara Güler'i de anmak istedik. Kendisi sık sık burada bulunurmuş. Emin olmamakla beraber mekan kendisi ve ailesine aitmiş. Net bilgisi olanlar bizi de aydınlatırsa seviniriz. Çeşitli tarih ve kültür kitapları için yaptığı çalışmalar, foto muhabirliği ve gazetecilik döneminde yaptığı işler ve röportajlarla ülkemize muhteşem bir değer katan bir sanatçı, bir aydın.



Gel gelelim Ara Kafe ya da Kafe Ara'da ismini taşıdığı Ara Güler'in kalitesine yakışır bir mekan. Sokak boyunca uzanan bir oturma alanına sahip dışarıda. Ama biz içerinin büyülü havasını tavsiye ederiz. Gayet şık ve salaş, ahşap masa ve sandalyeler ile güzel bir ambiyans yakalanmış; tarih kokan bir yer. Aynı zamanda modern. Çağ dışı kalmamış, kendini yenileyebilmiş ama eski çizgisini de bozmamış. Tam bir Beyoğlu kahvesi!

İç mekan son derece şık ve göz yormayan bir şekilde ışıklandırılmış. Nostaljik telefonlar ve aydınlatmalar gibi birçok aksesuar etrafı süslüyor. Aynı zamanda tabii ki Ara Güler fotoğrafları duvarlarda arz-ı endam ediyor.



Menü oldukça geniş. Klasik kafe menüsü diyebiliriz. Biz orta Türk Kahvesi, filtre kahve ve tatlı olarak tiramisu tercih ettik. Türk kahvesi ve filtre kahve başarılı. İçimi güzel ve lezzetli. Tiramisu ise tam bir yıldız. Mekanın diğer ürünlerini henüz denemedik ama tiramisu tek kelimeyle muhteşemdi. En yakın zamanda ve üst üste takip eden zamanlarda menüdeki diğer arkadaşları da deneyeceğiz! Biz bu güzel üçlüye 37,5 TL ödedik. Hemen şunu da belirtelim, yemek kartlarının geçmesi de güzel bir yan.



Çalışan arkadaşlar gayet güler yüzlü ancak mekanın kalabalıklığından mıdır bilinmez ama sipariş için biraz, eli geçtik, kol sallamak durumunda kaldık. Seslenmek pek mümkün değil. İçeride bir kakafoni yok emin olabilirsiniz, düsturlu şekilde bir muhabbet mevcut. Ondan dolayı seslenmek yerine göz teması kovalıyor olmadı mı el sallıyor son çare kol sallamaya geçiyorsunuz. Siparişi verdikten sonra ise yukarıda saydığımız lezzetler son derece hızlı ve güzel bir şekilde servis edildi. Sağ olun, var olun :)



Beyoğlu, İstiklal Caddesi'nde harika bir mekan Ara Kafe. Son derece memnun kalacağınıza kalıbımızı basarız! İşte o kadar... Fazla söze gerek bırakmadan, Ara Güler ustayı tekrar saygıyla anıyoruz. Ara Güler ruhunu hissetmek için mekana uğramanız yeterli. Sevgiler.

En son yazılar size de gelsin istiyorsanız malinizi bırakın . İşte bu kadar basit.

https://www.araguler.com.tr


Evet bizler birer gurme değiliz ya da mekan eksperti mi denir, ustası mı denir, ne denir bilmiyoruz ama işte ondan değiliz, ama gidip gördüğümüz mekanları, izlenimlerimizi sizinle paylaşmak istiyoruz. Bizim beğenmediğimiz bir mekan sizin hoşunuza gidebilir ya da tam tersi. Üstelik Food in Mobili olarak öyle mekan yerdiğimiz de görülmemiştir. Ancak girizgahtan da anlaşılacağı gibi biz Karaköy Bee'yi...beğenmedik, ııh ıııhh olmamış. Yok yani kimse kusura bakmasın.

Birçok denememiz oldu Karaköy'le alakalı daha önceleri. Ama bir türlü ısınamadık ne yalan söyleyelim. Denemelerimiz devam edecek bu şekilde ama Bee'deki deneyimimiz tam anlamıyla içler acısıydı!

Yapmacık bir ortam, gürültü kirliliği, tıkış tıkış masalar, herkes üst üste, yani öyle ki ister istemez yan masadakiyle mekana gelmiş gibi hissediyor, muhabbetlere ortak oluyorsun.

Önce bir mekana gidelim bakalım. Karaköy'e inin, o mekanların arasından, simsarların arasından, bir anda kendiniz otogarda hissedebilirsiniz; ışığın, gürültünün, kalabalığın içinden geçerek ilerleyin. İlk girdiğiniz sokağın bir alt sokağında Bee. Biz de bu karmaşanın arasında nereye otursak bir şeyler içsek derken kendimizi Bee'ye attık.



Mekanın ön tarafı tamamen açık, kapalı iç kısmına girince de sigaradan kurtulamıyorsunuz. Alkol de içilebilir diye tercih ettik kendisini ama menüye bakınca vazgeçtik. Kadeh olarak 30 ila 50 TL arası şarap, 33 cl. bira 22 TL ile seçenekler 30 TL'ye doğru ilerliyor. Kahve fiyatları da ortalama 10 -20 TL arası değişiyor. Şimdi diyeceksiniz ki olur böyle fiyat ne var? Ama toplama kampı gibi tıkış tıkış olup, süper multi surround sesli gürültülü ortamda ve son derece antipatik çalışanlarıyla beraber bu fiyatları kabul edip birkaç kadeh bir şey içmek bize göre değil. Çalışanlar demişken. Muhtemelen üç kuruş paraya ayaklarına kara sular inene kadar çalışıyorlar orada ve onun gibi mekanlarda. Yüzlerinden belli.

Karaköy bir sabun köpüğü ve onu renklendirmek için her şeyi yapıyorlar. Mal sahipleri de bunu kullanıp dükkanlarını gayet güzel fiyatlara kiralıyorlar. Öyle olmasa bile ortamın yapaylığını ve "para ezmeye gelen" genç popülasyonunun farkında olan işletmeler fiyatları şişiriyor da şişiriyor, kaliteyi gömüyor da gömüyor. Genel gözlemimiz ve Bee deneyimimiz bize ne yazık ki bunları yazdırıyor. Güzel olacağını düşündüğümüz mekanlar muhakkak vardır diye iyimser kimliğimizi cebimizde tutmaya devam ediyoruz.

Neyse biz mekana geldik. Mocha ve espresso tercih ettik. Net olarak menüde 12 ve 14 TL fiyatları olan bu içecekler için 28.5 TL hesap ödedik ve çıktık. İşte bu kadar deneyimimiz. Ayrıca mekanda suyla ve ayakla kedi kovalandığını da ekleyelim. Yaa bir de kahvenin altında getirdikleri peçete de "Paprika Karaköy" yazmasaydı bari. Nereden bulmuşlar acaba? Kapanan bir mekan mı? Bilemedik. Nereden tutsan elinde kalıyor.

İçler acısı bir Karaköy deneyimi yaşamış olduk. Bakalım ne zaman, nasıl düzelecek buradaki mekanların tutumu? Muhtemelen tercih edildikçe kalitesizliğin timsali olarak bayrak taşımaya devam edecekler. Food in Mobili'nin araştırmaları kaliteli bir yer bulana kadar devam edecek! Bee kötü bir örnekti evet ama iyisi de vardır muhakkak. Varsa sizin önereceğiniz yerler bizimle paylaşın...

Evet, iyi, kötü demeden mekan deneyimlerini sizinle paylaşmaya devam edeceğiz. Takipte kalın...


Yolunuz İstiklal'e düşerse bi uğrayın diye, güzel ve salaş bir mekandan bahsedeceğiz size; Cafe Bi Melek.

Hemen yazının başında belirtelim yemek kartları geçiyor ve çevrede çalışan kitleninde uğrak mekanı, yemek araları için. Fiyatları çok uygun ve menü oldukça kabarık. Bu tarz her mekanda olan yemeklerin hemen hepsi var menüde. Ortalama fiyat yelpazesi 20-40  tl arasında. Tavuk, kırmızı et, makarna, salata...İçeceklerde her çeşit kahve, soğuk içecekler ve yaz ayları için soğuk tercihler sizi bekliyor. Menüde alkollü içecekler yok. Özellikle terasına hayran kalacaksınız. Öyle manzara vaat etmiyor size ama İstiklal'in binalarla karartılmış gökyüzü için oldukça ferah bir ortamı var. İsterseniz de bir alt katta ortamın sıcaklığına da kapılabilirsiniz.



Menü çok kabarık demiştik. Biz cajun tavuk tercih ettik. Artık klasik olarak her yerde servis ediliyor biliyorsunuz tavuk yemekleri. Soslu ya da paneli tavuk, pirinç pilavı, patates kızartması ve salata aynı tabakta. Porsiyon oldukça iyi, lezzetli ve doyurucu. Ayrıca önceki deneyimlerimizden special 1 veya 2 ' yi şiddetle tavsiye ederiz. Hayran kalacaksınız... Evet, cajun tavuk 1 adet ve 2 şişe kolaya 35 TL hesap ödedik. İstiklal'de bu standartta gayet uygun bir fiyat. Temiz, lezzetli ve doyurucu.

Mekan Galatasaray'ın biraz aşağısında. Şişhane'den geliyorsanız sağda, Taksim'den iniyorsanız solda kalıyor. Zara ve Colin's mağazalarının arasındaki sokaktan girin, yolun sonundaki binaya girin. Fas yemekleri yapan restoranın yanındaki bina girişi. Hemen bitişikler. Sonra tabana kuvvet birkaç kat çıkın ve hedeftesiniz.



Çalışanlar oldukça ilgili ve güler yüzlü. Servis süresi biraz yavaş, ama kimin umurunda! Gayet özenli. Bizim pek ilgi alanımız değil ama meraklısı için kahve falı da var mekanda. Menüde sohbetli kahve diye yer alıyor. 35 TL fiyatı var. Fala inanma falsız da kalma demişler ama biz yemek yer, içeceğimizi içer gerisine karışmayız.

İstiklal'de sizi hem fiyat hem lezzet hem de doyuruculuk anlamında memnun edecek bir mekan, Cafe Bi Melek. Özellikle sıcak havalarda terasının, ki gayet geniş bir terası var, keyfi de bambaşka olur bizden söylemesi.



Yazıların mailinize gelmesi için bir dakikanızı bile değil, daha azını ayırın ve mailinizi bırakın... 😃


Zorlu bir sınav haftasını ya da curcunalı bir iş haftasını geride bırakıyorsunuz. Mailler yok, ders notları yok, kafayı rahatlatmak istiyorsunuz. Ama şehirden de uzaklaşamıyorsunuz. İsteğiniz sadece sağlıklı, çeşitli, renkli ve doğal, güzel bir hafta sonu kahvaltısı mı? Heh işte tam da oradan bahsedeceğiz size. Antakya yöresinden lezzetleri sizinle buluşturan bir kahvaltı mekanı; Doğacıyız Gourmet...


Evet burası bir kahvaltı mekanı. İstanbul'un göbeğinde, Cihangir'de. Taksim Meydan'ında eski Maksim Gazinosu'nun önünden ya da şu ıslak hamburger büfelerinin önünden aşağı doğru 200-250 metre indikten sonra solda Orhan Kemal Müzesi tabelasının olduğu sokağa girin, ilk sağdan dönün ve dümdüz yürüyün. Bir iki karşıya geçin ama dümdüz devam edin. Yol hafif sağa kıvrılırken, önünde masa sandalyesi olan, siyah tenteli, sıcak, güzel mekana ulaşmış olacaksınız.

"Adımız Doğacıyız, çünkü biz doğacıyız" sloganı karşılıyor internet sitelerinde sizleri. Orada menüsü ve organik ürünleri dahil her şeye ulaşabilirsiniz.



Yağmurlu bir sabah kahvaltıya geldik Doğacıyız Gourmet'ye. Son derece salaş ve sıcak bir yapısı var mekanın. Bizleri güler yüzlü çalışanlar, güzel bir müzik ve kahvaltı yapılmaya hazır masalar karşıladı. Masalarda tabak, çatal-bıçak ve çay bardağı hazır sizi bekliyor. Ayrıca seyyar bir ekmek kızartma makinesi bile var.



Mekan kahvaltıcı olunca kahvaltı menüsü de oldukça kalabalık. Antakya Gourmet Kahvaltı, iki kişi için serpme servis ediliyor. Çay termosta geliyor ve oldukça yeterli. Kahvaltı içeriğinde ise neler yok ki. Hepsini saymayacağız ama ev yapımı reçeller, misss kokulu zeytinyağı, domates, salatalık, sucuk, peynir çeşitleri, mercimek köftesi, tereyağı ve daha neler neler. Bu muhteşem kahvaltıya iki kişi için 80 TL ödedik. Mutlu mesut mekandan ayrıldık. Yemek kartlarının geçmediğini belirtmek isteriz.



Mekanda ayrıca üzerine basılması gereken bir konuda kendi yaptıkları doğal reçelleri ve tam da kestiremesek de muhtemelen tereyağı ve diğer yöresel ürünleri kavanozlayıp satmaları. Çok doğal ve çok leziz.

Güzel bir kahvaltı keyfi yapmak ve güne lezzetli başlamak için muhteşem bir seçenek Doğacıyız Gourmet. Bahar ayları ve yazın özellikle hafta sonları rezervasyon yaptırın deriz. Yoksa yer kalmaz hevesiniz o anlık kursağınızda kalabilir.



Food in Mobili gezmeye ve paylaşmaya devam ediyor. Sosyal medya hesaplarımızı takip edin ve mailinizi bırakın ki...Bırakın işte canım:) Lezzetli günler...

Web : http://dogaciyiz.biz/ 


Her mevsim İstanbul'un karmaşasından kaçıp kafa dinleyebileceğiniz hemen yanı başınızda bir doğal cennet Sapanca. Food in Mobili olarak bizde haftasonu Sapanca'ya kaçtık ve gerek lezzetli ürünleri, gerek çalan müzikleri, gerekse güler yüzlü personeli ile bizleri oldukça şaşırtan bir mekanla tanıştık. Her Sapanca seferimizde oraya uğrayacağız; Gülizar Bahçe.

İstanbul Pendik'ten trenle geldik Sapanca'ya. 10:20'de kalkan tren yaklaşık bir buçuk saat sonra Sapanca'ya vardı. Tam bir turist modunda nereye gideceğimizi bilmeden başladık gezmeye. Amacımız isteklerimizi karşılayacak, huzurlu bir mekan bulmaktı. Sapanca merkezde biraz gezdikten ve oldukça ıslandıktan sonra göl kenarına geldik ve mekan arayışına başladık. Klasik şömine ateşinin ısıttığı, çayı güzel, salebi lezzetli, fiyat olarak da uygun bir yer bulmak istiyorduk. Karnımızda acıkmıştı yaklaşık 2 saat yağmurun altında yürüdükten sonra.



Göl kenarına ilk geldiğimizde umutsuzluğa kapıldık. Neden mi? Her şey Arapça ve her yer nargile kafeye dönmüş durumda ne yazık ki. Kapalı alanlarda nargile içildiğini de belirtelim. Amaç bir çok mekanda Arap turisti çekmek olmuş ve dediğimiz gibi Arap turist de oldukça fazla. Bizi ziyadesiyle rahatsız etti bu tutum, çünkü ortamda yerli turiste yönelik hiçbir şey yok neredeyse.

Nargile kafelerden oluşan sahil şeridinde yürürken bir yanda da mekanların içlerini gözümüzle taramaya devam ettik ve en sonunda yaptığımız tercihle bizleri son derece mutlu eden Gülizar Bahçe'ye geldik.



Gülizar Bahçe U şeklinde bir yapı. Ortası bahçe, ki muhtemelen yaz ve bahar aylarında burası da hizmet veriyor, geri kalan kapalı alan. Bahçeye girdik ve bir çalışan geldi içeriden bizi karşıladı. İçeride nargile içilip içilmediğini sorduk, çalışanın cevabı "maalesef" oldu. Artık onlarda ne kadar alışmışlar bu duruma, ama biz bu "maalesefe" çok mutlu olduk. İçeride enstrümantal çok güzel bir müzik, güzel bir oturma alanı ve bir şömine bizi karşıladı. Göl manzarası da cabası. Evet, genel göl esnafının tutumuna göre bizi oldukça şaşırtan ve mutlu eden bir mekan oldu.


Biz iki kişi, 2 salep, 3 çay, 1 cheeseburger ve 1 karışık pizza yedik. Salepler yoğun ve lezzetli, çay muheşemdi. Cheeseburger sunumu itibari ve lezzetiyle çok başarılıydı. Karışık pizza ise birçok pizza zincirine taş çıkartan cinstendi. Pizza hamuru ve hamburger köftesinin hazır olmadığını belirtmekte fayda var. Biz bu bahsettiğimiz menüye, salepler 20 TL, cheeseburger 18 TL ve karışık pizza 24 TL olmak üzere, şömine, müzik ve güler yüzle beraber sadece 62 TL ödedik. Çaylar şirketten oldu anlayacağınız... Ayrıca sabah erken gelip kahvaltı yapmak isteyenler için de 2 kişi 80 TL fiyatıyla serpme kahvaltısı var. Tavuktan kırmızı ete, balıktan salataya, makarnadan tatlı çeşitlerine ve bizim tercih ettiğimiz gibi fast food çeşitlerine kadar oldukça geniş bir menüye sahip Gülizar Bahçe. Mekanın menüsüne buradan ulaşabilirsiniz.
Sapanca'ya ilk defa gittik ve muhteşem bir mekanla tanıştık. Bundan böyle her Sapanca gezimizde mutlaka ziyaret edeceğimiz bir mekan oldu. Siz de gönül rahatlığıyla buraya gidebilir ve keyifli zaman geçirip karnınızı doyurabilirsiniz. Biz gayet mutlu ayrıldık ve sizinle de paylaşmak istedik.



Food in Mobili olarak mekanları, lezzetleri, enteresan bilgileri ve hikayeleri sizlerle paylaşmaya devam ediyoruz. Mailinizi bırakın ve en yeni yazılardan ilk sizin haberiniz olsun...

Web: http://gulizarbahce.com/

Kadıköy'desiniz ve canınız kahve mi çekti? Şimdi size o kahve esanslı kafelere, büyük cırtlak ışıklı mekanlara, hafif retro hava katarak sizi cezbetmeye çalışan ahşaplı mahşaplı dizayn edilmiş kafelere ve devasa kahve zincirlerine inat, küçük, samimi, sıcak bir mekandan bahsedeceğiz. Kahvesi de gayet lezzetli... Fatbird...

Tam olarak Fatbird Coffee, Waffle & Fondue diyebiliriz kendilerine ya da sadece Fatbird. Oldukça küçük ama gayet güzel dizayn edilmiş bir mekan. Mekanın yarısı mutfak, yarısı masa sandalye. Çok kalabalık edemeyeceğiniz bir yer aslında, ancak dedik ya sıcak bir ortamı var. Çokta ferah. İçeride hemen hemen 10 kişi aynı anda biraz zor ikamet edebilir ama bir arkadaş gurubuyla gidin mekanı kapatın deriz!


Kahvesi oldukça lezzetli. Biz flat white denedik. Fiyatları da gayet uygun. 2 flat white için 20 TL ödedik. Keyifle sohbet ettik, arkada çalan hafif ve güzel müziğe kulak kabarttık, arada bu soğuk kış gününde duvarla bir oturma yerinin üzerindeki minderin yumuşaklığı ve içerinin sıcaklığıyla kendinden geçmiş muhteşem sevimli kedi arkadaşı sevdik. 😁

Kadıköy'e gidip, kahve içmek isteyen herkese tavsiye ederiz ki take away alıp devam edebilirsiniz. Biz waffle ya da fondue denemedik ama en yakın zaman da mutlaka deneyeceğiz. Food in Mobili olarak ortam hoşumuza gitti bir kere, bırakmayız.



Rıhtım'dan yukarı doğru çıkıp, barlar sokağını es geçip, Moda'ya doğru döndüğünüzde ilk ara sokakta kendileri. Üst sokaktan giderseniz - Moda tarafından - sokağın köşesinde çiğ köfteci ve eczane var, oradan dalın içeri, BİM'in karşısı 😃 Eğer diğer taraftan giderseniz, sokağın başında bir kitapçı var, bu dilim pizza satan yerin yanından yukarı doğru çıktıktan sonra, kapısında tezgah gördüğünüz kitapçının sokağına girin ve ilk sola dönün... Güzel oldu sanki yol tarifi 😃


Kadıköy'de küçük ve şirin, kahvesi güzel bir mekan "Fatbird". Biz sevdik, siz de seveceksiniz.  Kadıköy'deki diğer mekanlarda Food in Mobili'de... Mail bırakın ki en son yazılardan ilk sizin haberiniz olsun...

Kaynana dilleri, şapkalar, 2019 gözlükleri, renkli renkli süsler, en hit müzik listeleri, yemekler, çerezler ve içecekler...Hepsi hazır. Peki 2019'a nerede giriyoruz? Güzel bir bar ya da sağlam bir club mü? Belki menüsü geniş bir ocakbaşı, belki de canlı müziğin olduğu bir taverna. Hiç olmadı sakin bir balık restoranı...Belki de bir sokak partisi...

Ne fark eder? Sevdiklerimizle beraber olduktan sonra yeni yıla nerede, nasıl girmişiz ne fark eder? Evet, bu sorunun cevabı oldukça basit. Bizim Food in Mobili olarak üzerine düşeceğimiz konu ise restoran, kafe ve barların ya da envai çeşit mekanların uyguladığı yılbaşı tarifesi olacak.

Her özel günün sömürü şekli farklıdır. Sevgililer gününde çiçek, anneler gününde küçük ev aletleri, babalar gününde kemer-cüzdan fiyatları pahalılaşır. Ramazan ayında iftar menülerinin yanından geçmeniz imkansızdır mesela. Ramazan Ayı ruhuna aykırı sofralar fahiş fiyatlarla servis edilir ve  talep de görür ne yazık ki. Yılbaşında da birçok mekan bu uygulamanın hakkını veriyor. Fahiş fiyat uygulaması...
Şaka...

Bizim Food in Mobili olarak karşı olduğumuz durum böyle günlerin "arz-talep" adı altında sömürülmesi. Küçük bir örnek verecek olursak; İstanbul, Kadıköy'de orta düzeyde bir barda - isim paylaşmayacağız ama internette ufak bir araştırmayla bunun gibi birçok mekan bulabilirsiniz - ortalama olarak 2 kişi, 4 adet 50 cl. bira ve çerezle 70 ila 100 TL arasında bir fiyat ödersiniz. Aynı yerde yılbaşı paketi mi? Aynı ürünler ele alırsak en az 150 TL! Üstelik yılbaşı akşamında normal standartlarda mekanda yiyip içmenize de izin verilmez. Ne kadar üzücüdür ki bu duruma rağmen, yani bile bile ladese rağmen, mekanda yer dahi bulamazsınız...

Başka bir örnekte İstanbul, Beşiktaş taraflarında bir meyhaneden... 4 kişi için o meşhur "fix menü" karşılıyor bizleri; kişi başı 250 TL fiyatıyla, 100 cl rakı, 4 çeşit meze, ana yemek ve meyve tabağı vaat ediyor. Evet 1000 TL şu bahsettiğimiz yılbaşı kazığı, amaan pardon, yılbaşı menüsü.

Alkolsüz mekanlara baktığımızda ise karşılaştırması gayet kolay olacak şekilde, renkli afişlerle, müzikle yılbaşı eğlencesinin doruklara ulaşacağı belirtiliyor ve en az 60 TL'den başlayan fiyatlar bizi karşılıyor. Sınırsız yerli alkolsüz içecekte cabası. Yani çay :D

Biz Food in Mobili olarak böyle günlerin sömürülmesine karşıyız. Bile bile kazığın bu kadar çok tercih edilmesine de üzülüyoruz. Böyle durumlara alternatifin, çok daha fazla alternatifin, olduğunu biliyoruz ve bu alternatifler tercih edilirse fiyatların diğer özel günlerde değişeceğini de biliyoruz. Siz önce bir hindinizi yiyin bakalım :D Sahi, neden hindi yenirdi?

Bizim "ismini vermeden" karşılaştığımız örnekler bu şekilde. Sizin de örneklerinizi aşağıda yorum olarak bizimle paylaşmanız çok güzel olur, öyle konuşuruz aramızda... Mailinizi de bırakın ki en son yazılardan direkt haberiniz olsun. Herkese lezzetli seneler...

Genelde soğuk kış günlerinin, akşamlarının hatta gecelerinin sıcak ortamlarının içeceği, her ne kadar eskilerde kalsa da sokak kültürümüzün efsanesi, sokaklarda bekçilerden başka kimsenin kalmadığı dönemden günümüze bir selam ki tarihi 14. yy ve öncesine kadar dayandığı bilinen bir fenomen, bir efsane... Boooozzaaaaaa...


Boza, darı irmiği, su ve şekerden üretilen bir kış içeceğidir. Özellikle Osmanlı döneminde kendine geniş bir yer edinmeyi başaran boza Türkiye'nin yanı sıra Kosova, Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, Romanya gibi ülkelerde ve Asya'ya doğru geçtiğimizde de Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerde tüketilen bir içecektir. Günümüzde bolca tüketildiği söylenemez ama hatrı sayılır bir yeri vardır bu kültürlerde.


Ülkemizde boza deyince akla ilk gelen Vefa Bozacısı'dır herhalde. 1876 yılından beri İstanbulluları bu lezzet ile buluşturan Vefa Bozacısı günümüzde "Tarihin Çağdaş Yüzü Vefa Bozacısı" mottosuyla hizmet vermeye devam ediyor. Albüm çıkartacakmış gibi İstanbul'da Unkapanı Plakçılar Çarşısı'na gittiğinizde hemen su kemerine ve İstanbul Şehir Tiyatrosu Reşat Nuri Güntekin Sahnesi'ne çok yakın bir yerde bulunuyor tarihi mekan. O tarihi dokuyu yerle bir eden çarpık binaların arasında, o çirkin çarşı binalarının tam arkasında bir nevi şahsına münhasır, tarihi dokusunu korumaya çalışan bir işletme.

Kış aylarında ve özellikle Ramazan Ayı'nda önünde araba ve insan kuyruklarıyla karşılaşacağınız Vefa Bozacısı boza lezzetini en güzel şekilde bizlere sunuyor. Biz Food in Mobili olarak gittik gördük ki oldukça uygun fiyatıyla da tarihi lezzete sahip çıkılıyor. İster cam bardakta mekanda oturarak, ister köpük bardakla alıp dışarıda yürürken içebileceğiniz bozanın bardağı 5 TL'ye satılıyor. Özelllikle bozanızı alıp içine sıcak sarı leblebiyi atarak dükkanın önünde dikilip insanların sohbetlerine ortak olmak muhteşem bir keyif. Ayrıca bu lezzeti litrelik cam veya plastik şişelerde alıp evinize de götürebilirsiniz.

Birazda bu tarihi mekanın "tarihçesine" değinelim. Hacı Sadık Bey, ki internet sitesinde "büyükbabamız" diye söz edilmekte kendisinden, 1870 yılında Arnavutluk'un Prizren şehrinden İstanbul'a göç eder. Hacı Sadık Bey damak tadına çok güvenen bir kişidir ki İstanbul'da o dönem saray eşrafınca oldukça tercih edilen sulu kıvamlı, esmer renkli ve ekşi lezzetiyle yaklaşık 200 kişinin üretip sattığı bozaya kendine has bir yorum getirerek bugünkü koyu kıvamlı, açık sarı renkli henüz yeni mayalanmış ve kabarcıklarının oluştuğu andaki çok hafif ekşimsi bir lezzet olarak sunar.

 Evinin bodrumunda ürettiği bu lezzetli bozayı   yaklaşık 6 yıl boyunca kış geceleri saray ve   çevresinde sırtında taşıdığı bakır güğüme   doldurarak satar. Satar da satar, satar da satar ve   artık yetişemez olur. En sonunda döneminde birçok bürokratın ve saray eşrafının yaşamak için tercih   ettiği Vefa semtinde 1876 yılının eylül ayında   dünyanın ilk boza ticarethanesini açar. Günümüzde   4. nesil ile beraber hala aynı yerde işletilen bu tarihi mekan aynı lezzeti sunmaya da devam ediyor.

 İşte böyle, bir gidelim Fatih'te Vefa semtine, Tarihi   Vefa Bozacısı'nda bir boza içelim dedik ve lezzete,   tarihe doyup bir daha gideceğimiz günü iple   çekmeye başladık. Tam mevsimi, haydi siz de   gidin...Unutmadan, sarı leblebi almayı unutmayın... Boooooozaaaaaa.....


 Kaynakça; http://www.vefa.com.tr/


Geçen sene Kadıköy'de gezerken tesadüfen Oyun Atölyesi ile tanışmış, resmen bambaşka bir ortama adım atmıştık. Tiyatroyla zaten biraz ilginiz varsa sevmemeniz mümkün değil. Geçen cumartesi yolumuz yine Kadıköy'e düştü ve sessiz sakin bir yerde oturup bir şeyler atıştırmak istedik. Diğer tüm mekanlar cumartesi günü olmasından sebep; fazla gürültülü ve kalabalıkken aklımıza Oyun Atölyesi'ne bakmak geldi, çünkü sezon açıldı ☺



Yenilenen haliyle tam bir cennet köşesi olan mekana daha giriş yaparken büyüleniyorsunuz. İyi bir tasarımcının elinden çıktığı oldukça belli. Önceki halini çok net hatırlayamamak birlikte sanatsal ruhunu çok iyi koruduğunu söyleyebiliriz.


Antre Cafe bölümüne girdiğinizde rahatsız etmeyen ama bir o kadarda tanıdık müzikler size eşlik ediyor. Müziğin sesi çok açık olmadığı için de karşınızdakiyle iletişiminizi başarılı bir şekilde koruyabiliyorsunuz.

Bu arada gayet cool ama bir o kadar sempatik çalışanlarından da bahsetmemek olmaz. Sipariş kısmından hesap kısmına kadar her daim bir sohbet içerisinde ve işinin bilincinde davranmaları gerçekten başarılıydı.


Biz bir Cumartesi gününe yakışacak biçimde iki bira ve bir Çıtır Tavuk söyledik. Çıtır Tavuk ile gelen soslar ise oldukça başarılıydı. Kendilerine has ve değişik. Bira ise biraydı, soğuk ve âna uygun ☺

Masalar fazla dipdibe olmadığı için insanların özeline müdahale etmiyor, kendi alanınızda huzur için kalmanıza imkan tanıyor. Sadece her daim aç olan kediler (bunun mekanla ilgisi olduğunu düşünmüyoruz, her yerde kedileri çekmeyi başarıyoruz) size birazcık yanaşabilir, yemeğinize ortak çıkmak isteyebilirler.

Gayet keyifli bir şekilde vakit geçirdikten sonra toplamda 68 TL gibi bir tutar ödeyerek mekandan mutlu bir şekilde ayrıldık. Son zamanlarda en beğendiğimiz yerlerden biri oldu.

Eğer yolunuz Kadıköy'e düşerse uğrayıp, bir şans vermenizi tavsiye ederiz. Kadıköy'de "daha iyisini biliyorum" derseniz de biz o tavsiyelere uymaya hazırız ☺