Besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mucizevi sağlıklı besinler yazı dizisinin 2. kısmındayız. Burada ağzımızla kuş tutmak değil amacımız hemen her gün yediğimiz, tükettiğimiz besinlerin ne gibi mucizelerle donatılmış olduğunun farkına varmak... Lafı fazla uzatmayalım 2. parti yıldızlarla devam edelim.

İlk onda bahsettiğimiz besinlere buradan ve yazının sonundaki linkten ya da blogdan ulaşabilirsiniz. Bizde yol çok:) 11'le devam ediyoruz...

11-16) Kuruyemiş ve Tohumlar

Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı. Yerli malı haftasında öğrencileri beslenme çantalarında başköşede yerlerini alırlardı kuruyemişler. Şu an ise hangisinin nereden ithal edildiği, neredeyse Antep fıstığını ithal edeceğimiz bir döneme geldik ne yazık ki...

11) Badem

Badem hepimizin yakından tanıdığı bir yemiş ve kuruyemiş... Muhteşem bir E vitamini kaynağı kendisi. Bol oranda antioksidan, magnezyum ve lif içerir. Harika bir ara öğün, sindirime yardımcı ve içeridği sağlıklı yağ sayesinde metabolizmanın en önemli dostlarından biri.

12) Chia Tohumu

Son dönemin en önemli aktörlerinden biri. Hemen her ana haberde diyet ve sağlıkla alakalı haberde kendine yer edinmeyi sağlamış bir besin. Tabii bunun bir nedeni var. Dünyadaki en dolu dolu besleyici gıdalardan birisi chia. Sadece 25 gramında toplamda yaklaşık 10 gram kadar lif, magnezyum, manganez, kalsiyum ve diğer çeşitli besleyici öğeleri içinde barındırır. günlük ihtiyaçlarımızın büyük çoğunluğunu tertemiz karşılar. Şişirmez! :)

13) Hindistan Cevizi

Hindistan deyince akla Bollywood gelebilir, ama asıl yıldız kendileri; Hindistan cevizi...Hindistan cevizi de muhteşem bir lif kaynağı ve içerdiği trigliserit yağ ile metabolik hareketlerin gelişmeşi ve oluşmasında muhteşem faydalıdır.

14) Fındık 

Karadenizimizin incisi fındık. Hemen aklınıza aganigi naganigili o meşhur reklam gelebilir. Ama bunun yanında içerdiği yine diğer akrabaları gibi faydalı yağ yapısı ile cilt için muhteşem bir arkadaş. Ayrıca metabolizmamızı ve kan şekeri ve yağını düzenleyen, dizginleyen de bir arkadaş kendileri.

15) Ceviz

Beyne benziyor beyne muhteşem yararı vardır kessin yani! Evet doğru... Direk olarak beyin ve sinir gelişimine etki eden ceviz içerdiği lifler ve vitaminlerle bu yolda en yakın dostumuz. Hangi yolda? Beyin gelişimi! Olanlara duyurulur :)


16) Yer Fıstığı

Çok lezzetli değil mi? Şöyle kavrulmuş, tuzlu ya da tuzsuz...Neyse, kendileri düzgün ve kararında tüketilirse kilo vermeniz yardımcı olur. Çünkü az porsiyonla fazla besin yüklemesi yapabildiğinizden midenizin küçülmesinde etkili olur. Depoyu küçültelim! Tabii ana öğün olarak değil, ara öğün olarak!

17-26) Sebzeler

Belki de dünyanın en yaygın besin grubuna geldik; sebzeler. Sebzeler hali hazırda bildiğimiz gibi muhteşem özelliklere sahipler. Her birinde ayrı ayrı hemde. Biz şimdi sizlere seçtiğimiz bir kaç örnekten bahsedeceğiz.

17) Kuşkonmaz

Çeşitli dünya mutfaklarında çok önemli bir yere sahip bu arkadaş. Biz görmedik belki eksikliğimiz ama son dönemlerde özellikle sosyal medya yemek tarifleriyle Türk mutfağına da ışık hızıyla giriş yapmış bir arkadaş. Eğer daha önceden sık sık kullanım alanı varsa lütfen bizi aydınlatın...:) Kuşkonmazımız karbonhidrat ve kalori açısından yok denecek kadar yoktur ortalıkta. Ama muhteşem bir K vitamini kaynağıdır.

18) Dolmalık Biber

İşte Türk Mutfağı'nın yıldızı burada. Dolmalık biber. Kurutulmuşu ya da normal. Enfes lezzet ve besleyici...Sarı, kırmızı ve yeşil renkleriyle yemeklere harika bir ahenk katarlar. Muhteşem bir antioksidan ve C vitamini kaynağıdır.

19) Brokoli

Seveni var sevmeyeni var o ayrı bir tartışma ve espri konusu. Ama şunu biliyoruz ki brokoli harika bir lif, K ve C vitamini deposu. Ayrıca brokolinin şöyle bir özelliği daha var; diğer sebzelere kıyasla çok daha fazla protein içerir. N'aber?

20) Havuç

Herkesçe bir yıldız havuç. Alın elinize kıtır kıtır yiyin. Çerezlik. Bir depo kök kendileri. İçerisinde bolca lif ve karoten içerir. Antioksidan etkisi fazladır. K vitamini her yanından fışkırır. Sonuçta kök kendisi ve kiler gibi besin deposu!

Evet bu yazıda da bir 10'luk daha paylaştık sizlerle. Yazı dizimiz devam edecek, 50'ye kadar yolumuz var. Sebzeler yarım kaldı ama 3. yazıda tamamlamak dileğiyle. İyi, güzel ve lezzetli kalın...

Yazılar mailinize gelsin diyorsanız mailinizi bırakın gitsin!

1) Mucizevi Sağlıklı 50 Besin! Vol. 1...




Günümüzde daha çok gündeme gelse de binlerce yıllık insanlık tarihinde her zaman var olan bir başka fenomenden bahsedeceğiz; kolestrol!

Kendisini çokça duymuşuzdur. Zira her gün televizyonlarda sıkça gördüğümüz diyetisyenlerin en önemli ekmek kapısıdır kendisi. Bunun nedeni ise sağlıklı yaşam ve beslenme adına muhteşem bir rolü vardır. Peki bu kolestrol nedir? Gelin karmaşadan uzak basitçe bakalım...

Kendisi bir yağ türü. Kan yağı da diyebiliriz kendisine. Yağlar konusuna daha önce değinmiştik. Kolestrol arkadaşta bu familyadan ve sinsi bir arkadaş biraz. Yediklerimizle doğrudan ilişkili olarak artıp azalabiliyor ve sağlığımızı doğrudan etkiliyor. Ayrıca hep "kötü" niyetli olduğunu işitsek de kendisi sağlığımız için oldukça da önemli.

Vücudumuz hormonları, D vitaminini ve bazı besinleri sindirmek için bazı kolestrollere ihtiyaç duyar. Ancak kandaki kolestrol miktarının fazlaca artması damar tıkanıklıklarına ve bu da pek hoşumuza gitmeyecek sonuçlara yol açar. Şimdi bu kolestrol kanda bulunur ya, peki nasıl taşınır?

Kolestrolün bir yağ türü olduğunu gördük. Kan yağı!. Karaciğer tarafından üretilir ya da tam yağlı peynir, kırmızı et, tereyağı ve yumurta gibi gıdalarda da bol miktarda bulunur. Damarlarımızda "lipoproteinler" vasıtası ile taşınırlar. Çokça duymuşsunuzdur "iyi" ve "kötü" kolestrol diye. İşte bu noktada ortaya çıkar bu kavramlar. Kolestrol yüksek dansiteli lipoprotein (HDL) ile taşınıyorsa "iyi", düşük dansiteli lipoprotein (LDL) ile taşınıyorsa "kötü" kolestroldür. Pekala bunlar nedir?

HDL iyi kolestroldür. Yani böyle bilinir camiada. Çünkü HDL dokulardaki kolestrolü toparlayarak dışarı atılmasını sağlar. Damar mamar tıkanmaz yani! En önemli özelliği de vücudumuzda üretilmesidir. Vücut kendi kendini sırtından bıçaklamaz yani. HDL, kahramanımız!


LDL, kötü kolestroldür. Camianın Gargamel'idir. LDL'de bütün kolestrolü alır, HDL'nin aksine dokulara taşımaya kalkar. Bu da damar yollarının tıkanmasına sebep olur. Çok kötü çok, dikkat etmek gerekir. Kanda toplam kolestrolde LDL değerleri, HDL değerleriden fazla ise durum kötü ve kolestrol durumlarını dizginlememiz gerektiğinin bir işaretidir. Bu şekilde olursa şayet, kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların oluşum riski artar! Ne yapı edin dikkat edin bu arkadaşa.

Görüldüğü gibi kolestrol çok ince bir çizgi. Dışarıdan alınanla vücutta üretilen arasında dağlar kadar, taban tabana bir fark var. İyi  ve kötü...Siz siz olun dikkat edin...

En yeni yazılar mailinize gelsin istiyorsanız, mailinizi bırakın gitsin!


Pizzaların, hamburgerlerin, mısır cipslerinin, patates kızartmalarının, tavukların, sebzelerin, hemen hemen her şeyin yanına, üstüne, içine, dışına salça ettiğimiz ama bir o kadar da lezzet katan, eküriliğe yakışan peynir türü cheddar.

Herhalde cheddara bulanmış özellikle fast food yiyeceklerin videolarını izlemeyeniniz yoktur. Görüntüye yediden yetmişe hepimiz alışkınız. Sarı, turuncu tonlu, yağlı bir peynir. Bu arkadaşla o kadar içli dışlıyız ki artık, bir yerlerde kendisini eritmeden, uzatmadan yemek yapamıyoruz. Şimdi yaptınız makarnayı sosla tatlandırıken üzerine cheddar rendeleseniz fena mı olur? Neyse, gelgelelim bu arkadaşın bu kadar abartılmasının sebebine; kolay erimesi ve renginin yanında lez-ze-ti! İşte o kadar...

İngiltere-Cheddar

Biliyorsunuz ki Avrupa'da ve tabii ülkemizde de birçok bölgede peynir türleri almış başını gidiyor. Birbirinden lezzetli, hazırlanış bakımından, muhafaza bakımından ve kullanım alanı bakımından bir ton peynir türü mevcut. Cheddarda aslında ismini bu şekilde almış. İngiltere'nin Cheddar kasabasında bu peynir çok meşhur! Kendilerinin yöresel peyniri. Uzun yolda dinlenme tesisinde "Cheddar Pazarı" nda bulacağınız ilk peynir yani. Dünya'ya açılması bu peynirin Amerika ile beraber olmuş. Küresel güç Amerika keşfedilir, İngilizler buraya gelir gider, gider gelir. Uzun ömürlü, yağlı, enerjik ve lezzetli, sıcak soğuk her türlü giden cheddarımız bu yolculukların bir numaralı gıdası olur. Zamanla, tabii Amerika Top Ten listelerinde bir numara olur ve hamburger çılgınlığı ile Amerikan versiyon pizzalarla beraber dünya litaratüründe daha çok yer edinmeye başlar. Ahhh şu Amerikalılar.... Hatta ve hatta 50'li yılların sonlarına doğru "Amerikan Peyniri" olarak okullarımızdaki yerini aldı sevgili İngiliz Cheddar'ı..


Cheddar anonim bir peynir türü. Tam tarihçe yakalayamıyoruz kendisinde amma velakin yüzyıllar öncesine kadar İngiltere'de köylüler tarafında sıkça üretilip kullanıldığı, hatta kraliyete sıkça hediye edildiği biliniyor.

Kendisinin kullanım alanı da baya fazla. Tuzlu ve ekşi tadı ile hemen her lezzete uyum sağlayabiliyor. Dediğimiz gibi özellikle fast food dediğimiz gıdalar için biçilmiş kaftan. Şarapla beraberde son derece iyi gidiyor kendileri. Eritip kendisini, farklı alanlarda kullanmak, farklı yemeklere lezzet katmakta özellikle amatör mutfak keyifçileri için muhteşem bir çıkış noktası. Sizde mutfağınızda istediğiniz gibi deneyebilirsiniz.


Dünyaca ünlü gurmemiz Vedat Milor'un sosyal medyanın özenti yemek görüntülerini eleştirirken bolca kullandığı peynir çeşidi de diyebiliriz kendisi için. Ama lezzetli ve tadı her şeye gidiyor Vedat abi biz ne yapalım!..

Şöyle yapabilirsiniz; bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilir ve mailinizi bırakabilirsiniz....

Sizlerle bu yazı dizisinde birbirinden sağlıklı, seçmece 50 besinden ve faydalarından bahsedeceğiz. Hemen her zaman tüketebileceğiniz bu gıdalar sağlıklı yaşamın anahtarı olabilir. Tabii aralarında sevmediğiniz, tüketmediğiniz ya da tüketmeye karşı olduğunuz besinlerde olabilir. Onların yerine de alternatifleri kendiniz yaratıp sağlıklı beslenmenin kapılarını bizimle beraber açabilirsiniz! İşte karşınızda ilk 10!

1-6) Meyveler

Hemen hemen dünyanın her yerinde tüketebildiğimiz en sağlıklı gıdaların başında meyveler geliyor. Muhteşem tatları ve yemek için ekstra hazırlığa ihtiyaç duyurmamaları sayesinde alın alın gömün. Hatta imkan dahiline dalından tazecik tüketilen meyveler birebir. Şimdi birkaç meyve ve onların muhteşem faydalarından bahsedeceğiz. Uzatmadan, kısa kısa! Haydi başlıyoruz...

1) Elma

İşte karşınızda yüksek lifli yapısı, C vitamini deposu ve antioksidan fabrikası olan elma. Elma, muhteşem doyurucu olmakla beraber öğünler arasında, tüketebileceğiniz muhteşem bir meyve. Doyurucu!

2) Avokado

Özellikle internet yemek dünyasının gelişmesiyle günden güne daha çok hayatımızda yer eden avokado. Bildiğimiz birçok meyveden ayrı olarak bir karbonhidrat değil bir yağ deposudur. Muhteşem sağlıklı ve iç dengenizi düzenleyici bir iksir diyebiliriz bu yağa. Kremsi yapısı buradan geliyor, ayrıca lifli ve C vitamini ile potasyum deposu kendisi. Sindirim dostu! Unutmayın, mutluluk bağırsaktan geçer!

3) Muz

İşte potasyum kaynağı, bu sıralamada birinciliği kimseye kaptırmayan arkadaş, muz! Ayrıca B6 vitamini içerir ve lifli yapısıyla sindirime yardımcı olur.

4) Yaban Mersini

Bu arkadaşta lezzetli olmasının yanında dünyanın en güçlü antioksidan kaynakları arasında!


5) Portakal

C vitamini konusundaki şöhretini bilmeyen yoktur. Ayrıca lifli yapısı ve muhteşem lezzetiyle tüketmesi oldukça keyiflidir. İster suyunu ister kendisini...

6) Çilek

Muhteşem lezzetli ve besleyici çilek, karbonhidrat ve kalori bakımından da düşüktür. C vitamini ve manganez dolu bu lifli meyve arkadaş muhtemelen dünyanın en lezzetli gıdalarından. Mevsimi biraz kısa hatırlatalım..

Şimdi biz burada meyvelerin çok çok azına yer verdik ama isimlerini anmadan geçemeyeceğimiz arkadaşları da ekleyelim; vişne, kiraz, üzüm, greyfurt, kivi, limon, mango, kavun, karpuz, şeftali, armut, ananas, erik ve ahududu...Ayrıca zeytininde bir meyve olduğunu ve kahvaltı, salata dahil her daim bizi selamladığını, muhteşem sağlıklı ve hayat kaynağı olduğunu belirtelim. Zeytine özel bir dosya da Food in Mobili'de olacak...

Biz devam edelim ilk 10'a;

7) Yumurta

İşte dünyadaki en besleyici gıdalardan biri daha; yumurta! Günlük milyonlarca yumurta yemeklere dahil olmakta ya da direk tüketilmekte. Yıllarca da kolestrolü kötü yönde etkilediği düşünülmekteydi Ama muhteşem bir protein kaynağı kendisi. Sadece yumurtanın sarısını çok kaçırmamakta fayda var. Çünkü muhteşem besleyici olmasının yanında vücuda ani bir yükleme sıkıntıya neden olabilir. Ne de olsa herşeyin fazlası zarar!

8-10) Et Ürünleri

İlk 10'da geldik son 3'e. Bu 3 basamağı da et ürünlerine ayırmak istedik. Önemli olan nokta mümkün olduğunca işlenmemiş, kurumamış ve orta veya az pişirilmiş olarak et tüketmektir.

8) Yağsız Sığır Eti

Muhteşem bir protein kaynağı ve vücudumuz için son derece yararlı demir yüklüdür. Özellikle düşük karbonhidratla besleniyorsanız tüketmekte fayda var. Tabii her gıda gibi hepsinden azar azar ve dengeli beslenmek en sağlıklısı...

9) Tavuk Göğsü

Birçokları tarafından tavuğun en lezzetsiz ve kuru yeri olarak görülse de yağ ve kalori bakımından oldukça düşük, protein bakımından oldukça yüksek bir içeriğe sahiptir kendisi. Bugünlerde çeşitli restoranlarda soslarla tüketmek çoooook moda tavuk göğsünü.

10) Kuzu Eti

Kuzu eti omega 3 bakımından oldukça zengindir ve vücutta yağ dağılımı ile iç dengenin düzenlenmesine faydası vardır.

Food in Mobili her daim dengeli beslenmenizden yana. İstediklerinizi ve lezzet aldıklarınızı tabii ki tüketin ama azar azar, kararınca. Denge en önemlisi. Yakında diğer 10'lu sizlerle olacak. Afiyet olsun.

Mailinizi bırakın ki en yeni yazılar ilk sizin mailinize gelsin!

Sizlere gün içerisinde kullandığımız temel bileşenlerimizden, karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerden bahsetmiştik. Ayrıca tuzlar ve vitaminler ile güzel süslemelerde yapmıştık. Bu yazıda ise neyi, ne zaman tüketirsek nasıl faydalanır, iyi ve kötü etkileri neler olur onlara bakacağız. Evet küçük besin arkadaşları kötü emellerimize alet edeceğiz! Şaka şaka, onlarda isterler herhalde hayatın döngüsüne en verimli şekilde katılmayı. Çokta kafaya taktıklarını düşünmüyoruz:)

Yaşamımızı devam ettirebilmek için enerjiye ve vücudumuzun bazı doğal tepkimeleri yerine getirmesine ihtiyacımız var. Bunlar için de gerekli maddeler, besinlerde. Besinleri tüketme zamanı da oldukça önemli. Mesela geceleri uyumadan önce 1 tabak makarna tüketirsek bu bizi enerjiye dönüşmeyen karbonhidratın yağa dönüşmesi vesilesi ile oldukça üzecektir. Ama günün enerjisini elde etmemiz için öğle yemeğinde tüketirsek hemen kullanılacak ve enerjiye dönüşüp günü yakalamamıza yardımcı olacaktır. Şimdi birkaç örnekle bu durumu açıklayalım. Bakalım akşam tüketince ne olabilir, kahvaltı veya öğle yemeğinde tüketirsek ne olabilir? Örnek olacak arkadaşlarda aşağıda heyecanla bekliyorlar...:)

Muzu öğle yemeğinde yerseniz şayet bağışıklık sisteminizin güçlenmesine yardımcı olur, cildinizi güzelleştirir. Akşam yerseniz şayet burunda akıntıya sebep olur ve biraz sindirimde sıkıntılara sebep olabilir. Anladınız siz onu 😁

Elma içerdiği pektin sayesinde kan şekerini ve kolestrolü düşürür. Pektin de aslında bir şeker türüdür, en doğallarından ancak sabah kahvaltısında tüketirseniz, şeker kontrolünü elden bırakmıyor. Akşam yerseniz şayet pektinin sindirimi zor olduğundan bütün güne yayamazsınız ve bu da mide asidinin artmasına sebep olur...


Kahvaltıda yenen domates sindirimi ve metabolizmayı hızlandırır, akşam yemeğinde tercih ederseniz domatesin içerisinde de pektin bulunur ki elma gibi mide asidine sebep olur, bu da rahatsız eder. Ayrıca oksalik asitte domatesin içerisinde bulunan rahatsız edici maddelerden biridir ve midenizde şişkinlik oluşmasına sebep olacaktır.


Gelelim meşhur yoğurdumuza. Hemen hemen her yemeğin yanında iyi gidiyor bu velet... Akşam yemeğinde yoğurt yerseniz işte sindirime yardımcı harika bir gıda tüketmiş olursunuz. Gece yarısı kaçamak atıştırmalık mı istiyorsunuz. Yoğurt yiyin 😁 Ola ki kahvaltı da tükettiniz. O zaman da bu arkadaş hiç ummadığınız bir şekilde mide asidinin artmasına sebep olabilir ve mide yüzeyinin bundan hasar almasına neden olabilir. Aman dikkat. Sabah boş mideye kaşık kaşık yoğurt yemeyin deriz.

Arada atıştırmalık olarak size tavsiyemiz, mevsiminde portakal! Kendisi öğün aralarında tüketildiğinde metabolizmayı hızlandırıp bağışıklığı güçlendirecektir. Ama kahvaltıda yerseniz boş mideye zarar verecek ve gastrite sebep olacaktır. Sonra ben duymadım demeyin.

Bizim olmazsa olmazımız, her yerli malı haftasının baş tacı, kuruyemişler. Sanki son zamanlarda yerli malı haftasında bile kendilerine yer veremeyeceğiz ne yazık ki...Neyse gelelim asıl konumuza, eğer öğle yemeğinde biraz kuruyemiş, hani, fındık, fıstık, ceviz tüketirseniz bu kan basıncınızı düşürüp kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olacaktır. Ama akşam yemeğinden sonra yerseniz şayet çok yağlı ve kalorili olduğundan tam ters etki yapabilir ve ziyadesiyle kilo olarak size geri dönebilir. aman dikkat.


Son zamanlarda ulaşmakta zorlandığımız, aslında genel olarak ulaşmakta zorlandığımız, tamam sofraya geldiğinde kendimizi şanslı hissettiğimiz, yerine alternatif gıdalar türettiğimiz kırmızı eti öğle yemeğinde tüketirseniz muhteşem bir demir kaynağı tüketmiş olursunuz. Protein yüklemesi yaparsınız ve hastalıklara karşı da direnç kazanmış olursunuz. Ama gel gelelim akşam yemeğinde tüketirseniz bilesiniz ki sindirimi yaklaşık 4 ila 6 saat sürecektir ve rahatsız etmesi olasıdır. Ayrıca bu durum sindirim sistemine zarar verebilir. Bir düşünün; yediniz yemeği ve 3 saat sonra yan gelip yattınız. Artık kötü rüyalar ve uykusuz dakikalar peşinizi bırakmayacaktır. Nerede maden suyu? Tanıdık geldi değil mi?

İşte bir kaç örnekle besinlerin tüketilme zamanlarının önemi. Hepsinden maksimum yarar elde etmek ve karşılaşacağımız olumsuzlukları minimalize etmek için dikkate almakta fayda var. Zira verdiğimiz örneklerin yapılarına benzer besinlerde aynı durumlara sebep olacaklardır. Haydi afiyet olun...


En son yazıların mailinize gelmesi için mailinizi bırakın ve bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edin... :)

Manda yuva yapmış söğüt dalına, ammaan, amman...
Yavrusunu sinek kapmış, gördün mü? Amanın yandım...
Amanın amanın amanın yandım, tiridine tiridine tiridine bandım.
Bedava mı sandın, para verip aldım, tiridine tiridine tiridine bandım.

Kastamonu/Tosya yöresine ait bir türkü. Mandaların söğüt dallarına yuva yaptığı, yavrularını sineklerin kaptığı bir türkü. Hemen şöyle kısaca belirtelim ki yörede çeltik tarlalarından dolayı suyun altında kalan toprakta söğüt ağacının bazı dalları da suyun altına doğru gelmekte ve mandalarda yazın sıcağında bu alanları serinlemek ve gölgede kalabilmek için kullanmaktaydı. Yani manda söğüt dalına yuva yapmış olurdu. Yine yörede "kapmak" fiilinin "ısırmak" fiilinin yerine kullanıldığı düşünüldüğünde yavrularının sinek tarafından kapılması da gayet anlam kazanmaktadır...:D Ama bizim işimiz tiritle!

Tirit yine aynı yöreye özgü bir yemek. Aslında bir yemek yapma tekniği. Kökeni Farsça olan tirit kelimesi; süte veya et suyuna bastırılmış ekmek olarak geçmektedir.

Şöyle diyebiliriz, eti iyice haşladınız, parça parça ettiniz. Sonra pideyi küçük parçalara ayırıp tabağa dizdiniz. Üzerine et suyunu gezdirdiniz. İyice et suyunu çekecek o. Belirtelim, tavuk veya kırmızı et olur bu hazırlıklar için. Üzerine sarımsaklı yoğurt, sonra didiklediğimiz et, sonra yine sarımsaklı yoğurt ve son olarak kırmızı pul biberden yapılan tereyağlı sos...Tirit hazır.

Eski dönemlerde bolca sağda solda gezen hayvanların o sert etlerini yumuşatmak için ve kemiğinin lezzetinden, faydalarından yararlanmak için etler iyice suda haşlanırmış. Eee tabi yapılma yöntemi ve sıklığı açısından ekmeklerde oldukça sert ve uzun ömürlü olurlarmış. Şimdikiler gibi değil. Atmak da olmaz tabii, her şeyden maksimum yararlanmak lazım. Anadolu insanı eskiden ürünlerinin kıymetini, doğanın, çevrenin kıymetini daha çok bilirmiş. Hem ekmeği yumuşatmak hem de etin ve kemiğin suyundan yararlanmak için ekmeğin üzerine et suyunu döküvermişler. Tatlandırmak için baharatları kullanmışlar, eti de üzerine ekleyip afiyetle yemiş ve israftan kaçınmışlar. İşte tirit böyle doğmuş.

İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Sanatçı Öğretim Görevlisi İrfan Kurt'un makalesine göre Kastamonu'da yörenin beyinin zulmüne karşı yöre halkı birleşmişler. Bir eğlence düzenleyen yöre beyi sazını konuşturan halk ozanının önüne sadece kuru ekmekten oluşan bir tirit koydurmuş. O da kendince durumla dalga geçmek için bu halk türküsünü dile getirmiş ve halkta ondan sonra sıkça söyler olmuş. Kurt'a göre her bir dizesi ile anlamsız gözükse de emeğe işaret eden ve baştakiyle dalga geçebilen, eleştirebilen bir Anadolu Türküsü.

Anadolu'nun kendi sözünü söyleyebilen, üreten insanlarının olduğu dönemlerden bir lezzet tirit. Hayal gücü ve eldeki imkanların kullanılabilmesinin bir sonucu. Üreten insanların şaheseri. Afiyet olsun.

Tiridine bandım, bedava mı sandın para verip aldım...

Not: Olayın Kubat'ın türküye yaptığı şu kliple hiçbir ilgisi yoktur! :D

En yeni yazıların mailinize gelmesini istiyorsanız siz de mailinizi bırakın...



Yunan komşularımızla ufak çaplı bir krize sebep olan, damaktaki lezzetini mutluluk olarak yüzümüze yansıtan muhteşem bir hamur tatlısı, baklava. Hepinizin gözünün önüne hazırlanmış bir tepsi baklavanın üzerine şerbetin döküldüğü an gelmiştir. Kıpır kıpır eden, muntazam bir eşkenar olarak dilimlenmiş bir tepsi baklava!

Baklava değişik coğrafyaları kasıp kavuran bir lezzet. Öyle ki yapılışıyla farklı bölgelerde farklı türleri var bu tatlının. Baklava deyince bizim aklımıza ilk olarak Gaziantep ve şu görüntü gelir şüphesiz.


Ama dedik ya değişik yörelerde değişik türleri var diye. Hatta Yunanistan'da yazının başında belirttiğimiz gibi kendi kültürel tatlısı olarak görse de baklavayı Avrupa Birliği komisyonu tarafından 8 Ağustos 2013 tarihinde baklavanın bir Türk tatlısı olduğu tescil edilmiştir. Hehe, naber? :)

Baklava geniş kültür yelpazesi ile Türk, Orta Doğu, Balkan ve Güney Asya mutfaklarında önemli ağırlığı olan bir tatlıdır. Kısaca bahsetmek gerekirse ince, ipince, hani o karınca duasını okuyabileceğiniz cinsten ince, arkasından bayrak gösterip şov yapabileceğiniz kadar ince, bak abartmıyoruz tülden ince yok gibi ama var inceliğinde açılan yufkaların arasına yöreye göre ceviz, antep fıstığı, badem ve fındık konarak yapılır. Biz daha çok cevizli ve antep fıstıklısını denedik. Hatta kimi Gazianteplilere göre baklava antep fıstıklı olur başka türlü olmaz. Diğerlerinin isimleri farklıdır! Bütün türlerde genel olarak şeker şerbeti kullanılır, hani o bolca şeker, su ve azıcık limonla yapılan şerbet. Kimileri doğal olsun diye bal kullanırlar. Kimi özel işletmelerde, devlet sırrı, kendi özel formül şerbetlerini kullanırlar.

Baklava köken olarak Türkçe bir kelime. Kesin olmamakla beraber teee 1400'ler 1500'ler de bazı yazılı kaynaklarda baklağu, baklağı olarak geçer. Ramazan ayında Osmanlı'da bolca tüketilen tatlılardan. Sonra da boza tüketirmiş Osmanlı, o da bu yazıda... 

Tarihi manada baklavanın olayı Orta Asya'dan Anadolu topraklarına geldiği ve Topkapı Sarayı'nda bugünkü sunum ve şeklini aldığıdır. Kabaca düşündüğümüzde hamur arasına, hamur acıkmayı önlemesi için, bolca enerji verici, doyurucu, uzun ömürlü kuru yemiş ve bolca şekerli su! İşte çok doyurucu, uzun ömürlü ve bol enerji verici bir tatlı. Şöyle bir tarihimizi düşündüğümüzde, at üstünde yaşayan ve günlük hayatta çok enerji sarfeden, ayrıca çok fazla kıtlık görmüş, göçebelikten yerleşik hayata geçen bir toplum için muazzam bir yiyecek!



Ülkemizde baklava evlerde ve ticari olarak bolca yapılır, tüketilir. Ege'den Karadeniz'e, Güneydoğu Anadolu'dan Trakya'ya her yana yayılmıştır. En çok tercih edileni antep fıstıklı baklava olsa da ekonomik nedenlerden dolayı cevizlisi de tercih edilir. Bu işin ehli olarak kabul edilen bir işletmeye göre baklava ortalama 40 kat yufka ile hazırlanır. İçeriğinde Gaziantep'te yetişen ve boz fıstık diye bilinen yeşil fıstık kullanılır. Yufkayı açmak ve hazırlamak, tepsiye özenle dizmek muhteşem bir ustalık gerektirir, adeta bir sanattır. Baklava ustalığı da eskiden günümüze usta-çırak ilişkisiyle gelişir. Bu yönden de gelenekselliğini ve lezzetini korur. Neyse, en son 40 kat yufka ve boz fıstık demiştik. Sonrasında 160 derece fırında 45 dakika pişirilir.  110 derecede kaynatılan şerbet o derya kuzularının üzerinde gezdirilir. Fokur fokur...Ve baklava hazır. Tabii bu işi bize göre ustaya bırakmak lazım. Ev baklavası da başka tabii...:)

Baklava lezzetiyle buluştuk ve Food in Mobili tarzıyla kendisinden bahsetmiş olduk. Yazının sonunda size bir baklava yeme tüyosu. Baklavayı tersten ağzınıza sokun ki üstte kalan çıtır kısım damağınıza yapışmasın, ayrıca dipteki şerbet lezzeti damakta yayılsın. Ça-tır, çu-tur... Afiyet olsun...

Mailinize de gelelim. Blogdaki mail kutusuna e-mailinizi bırakmayı unutmayın!...


Biz böyle bir illet görmedik! Kokusu desen leş gibi, dumanı desen leş gibi, tadı desen leş gibi, hiçbir şeye faydası yok, içindeki milyon tane zehirli madde kadar zararı var. İster bacağı alır, ister kolu, ister ses tellerini alır, ister ciğerleri alır ya da yaşamı kökünden kazır. Cebe zararı da cabası. Haydi sigarayı bırakın!

Besinlerin büyülü dünyasında sigaraya karşı ayaklanıyor ve bu yolda hangi besinler sigarayı al aşağı etmeye yardımcı oluyor ona bakacağız.

Öyle sigaranın içindeki şu etken madde, şuna neden olur, şu böbreğinizi soldururken şu karaciğeri kurutur gibi konulara girmeyeceğiz. Zaten hepimizce sigaranın ne halt yediği biliniyor. Food in Mobili olarak canımız ciğerimiz besinlerin sigarayı gömme konusunda bize nasıl yardımcı olduklarına değineceğiz. Hangi besinler nasıl yardımcı olurlar? Öyle sigarayı bırakınca kilo alıyorum geyiklerine de kulak asmayın. Ciğeri bırakmaktansa birkaç kilo almak daha iyi olacaktır...
Öncelikle şunu belirtelim sigarayı bitirmek için alışkanlıkları yenmek şart. Vücudumuz sigaraya bağımlı olmasına sebep olan etken madde nikotini 72 saatte vücuttan atar. Nikotin açlığı da ilk 8. saatte tavan yapar ve giderek azalır. Yani bilimsel olarak 72 saat sigara içmeyen biri sigarayı bırakmış demektir. Geriye kaldı alışkanlıkları yenmek. Yemekten sonra, çayla, kahveyle, içkiyle, kolayla, açık havada, devre arasında, maçtan sonra, maçı izlerken, tatlıdan önce, sohbet ederken, dolmuştan indikten sonra, molada, arada, otobüs beklerken, otobüs gelsin diye!... İşte teker teker bu alışkanlıkları bitirmemiz lazım. Sigaranın yerine başka bir şeyler koyabilirsiniz. Mesela beyaz leblebi! Hem bir atıştırmalık hem de güzel bir metabolizma dengeleyici... Sindirimi hızlandırır ve ayrıca toksin maddelerin vücuttan atılmasına yardımcı olur. Böylelikle yardımcı gıdalara da girmiş olduk.


Vitaminler yazısında kendilerinin ne denli önemli olduklarına değinmiştik. Sigara konusunda da en önemli destekçilerimiz vitaminler. C vitaminli gıdalar antioksidan etkisi olduğu için sigaraya karşı olan direnci de arttırmış oluyorlar, portakal, kivi ve nicesi. Ayrıca domates arkadaşta antioksidan etkisi sayesinde bu gıdalara destek oluyor. El ele sigarayı gömüyorlar.

Tahıl ürünleri sigaraya karşı yanımızda. E vitamini sayesinde kandaki nikotin oranının azalmasına yardımcı oluyor ve sigaraya karşı olan isteği kimyevi olarak kazımış oluyor.

Biliyorsunuz ki stres sigaranın can dostu. Süt ve probiyotik yoğurtsa stresin vücuttaki düşmanı. Yani stresi azalt, sigarayı hatırlamazsın bile. Ayrıca akciğerin yenilenme sürecinde probiyotik gıdalar muhteşem bir destekçi.


Anamurun incisi ya da ithalin çikitası muzda içerisindeki potasyum ve B vitamini sayesinde bağımlılığa karşı bir set, bir duvar örüyor adeta ve her geçen gün o duvarı yükselterek sigaranın oradan geçmesini imkansız kılıyor. Bağımlılığı yenme yolunda en önemli destekçilerden biri oluveriyor muz bu sayede.


Bütün bunların yanında tabii başka kaynaklarda başka enva-i çeşit gıda ve yararlarına ulaşabilirsiniz ama biz en ulaşılabileceklere değinmek istedik. Sigaranın en büyük düşmanı sizsiniz! Bunu bilmek ve ona göre hareket etmek lazım. Siz isteyin yeter, o zaman sigara sizi değil siz sigarayı bitirirsiniz. Kendinizi küçümsemeyin, çünkü bunu başarabilirsiniz, sigarasız yaşayabilirsiniz.

Mailinizi bırakın ki en son yazılar mailinize gelsin...

Kaynaklar;

https://www.cancer.org/healthy/stay-away-from-tobacco/guide-quitting-smoking/quitting-smoking-help-for-cravings-and-tough-situations.html

https://www.everydayhealth.com/hs/stop-smoking/best-and-worst-foods-quit-smoking/

https://www.healthline.com/nutrition/foods/milk

Kış soğuklarının tam ortasındayız. Özellikle bu mevsimde grip ve mevsim geçişlerinde de akıntı gibi durumlar peşimizi bırakmazlar. Peki bu deli dumrul arkadaşlara nasıl karşı koyabiliriz? Nasıl kökünü kazıyabiliriz? Onlara nasıl "hadi leyn" diyebiliriz? Cevap; vitaminlerle!

Karbonhidrat, yağ ve proteinden sonra bizlerin temel bileşenlerinden bir diğeri olan vitaminlere sahneyi devrediyoruz.

Vitamin, sözcük olarak ilk kez Polonyalı bir bilim insanı tarafından kullanılmış. 1912 yılında biyokimyacı Casimir Funk latincede "hayat" anlamına gelen "vita" ile, bildiğimiz aminleri kastederek "amin" kelimelerini birleştirmiş ve vitamin kelimesini kullanmış. Açın Google amcadan çeviriye bakın, en fazla "vaytamin" denildiğini duyacaksınız. İşin özü vitamin, hayat veren amin demektir. Gerçi vitaminlerin sadece aminlerden oluşmadığı yıllar sonra bulundu ancak biz o noktada durup kafamızı karıştırmayacağız...


Vitaminler hayatımızı yoluna koyan organik bileşikler. Reklamlarda havada uçuşan provitamin A'lar provitamin B'ler bir kenarda dursun bizim için önemli olan vitaminlerin hayatımızda kesinlikle olması gerektiği. A, D, E, K vitaminleri yağda, C, B1, B2, B3, B5, B6, B7, B9 ve B12 vitaminleri de suda çözünürler. Peki bu ne demek? Hayvanlar vücutlarında vitamin sentezleyemezler ve besinlerden yani bitkilerden bu vitaminleri alırlar ya da dolaylı olarak hayvansal gıdalardan vitaminlere ulaşırlar. Sonrasında şöyle bir örnekleme yapalım; yemek yediniz ve A vitamini ile C vitaminini vücuda aldınız. A vitamini yağda çözünürek, C vitamini de suda çözünerek kana karışır ve ilgili hücrelere giderek yaşamsal görevlerine başlarlar. Suda çözünenlerin fazlası vücuttan atılır, yağda çözünenlerin fazlası yağ dokuda depo edilebilir ve vücuda zararı yani çeşitli yan etkileri olabilir. Yağda çözünen vitaminler hiç vücuda alınmasa bile ortalama 3-4 ay bizi götürecek şekilde depolanmıştır, su da çözünenler fazla depolanmaz ve birkaç güne eksiklikleri hissedilmeye başlanır, belki de gün aşırı...

Reklamlarda sıkça duyduğunuz provitaminler ise vitamin değildir. Vitamine dönüşmeleri gerekir. Öyle şampuan filan çatur çutur vitamin basmaz saçınıza aklınızda bulunsun.
Özellikle sporcu gıdalarında sıkça görülür vitaminli tanıtımlar, şimşekler, elektrikler filan. Neyi hatırlatır bize? Enerjiyi... Ya da bir çocuk solgun, yorulmuş oturuyorsa kendine gelsin enerji olsun diye vitamin verilmesinden bahsedilir, sebzeden meyveden bahsedilir. Tabii ki sebze meyve yesin çocuklar, kendilerine gelsinler ama bu iş, vitaminin enerjisi ile olmaz! Zira vitamin enerji vermez, sindirilmez ve direk hücreye katılır. Burada kilit nokta şu: "Vitamins non providere industria" ... Yani? Yanisi şu; "Vitaminler enerji vermezler!" Dövmeciler için latince yaptık ama o çeviri doğru olmayabilir bizden söylemesi. Ama bilgi net! Vitaminler enerji vermezler...

Vitaminlerin genel olarak ne işe yaradığına gelince, evinizde bir oda düşünün. Evinizin salonu olsun. Koltuklar alınmış, masa, sehpa, halı, sandalyeler, abajur, kitaplık ve kitaplar, tablo, saksıda çiçek, çeşitli resimler, fotoğraflar filan. Hepsi ortada, salonun ortasında karmakarışık duruyor. Taa ki bir akıl içeri girip eşyalarında ucundan tutup hepsini bir düzene sokana kadar. İşte böyle vitaminler vücudumuzun düzenleyicileridir. Aşağıda her vitaminin nelere etki ettiklerini sizinle paylaşacağız ve göreceksiniz ki hepsi vücudumuzun ayrı odasına girip onların doğru düzgün çalışmalarına, yani dekorasyonlarına yardımcı oluyorlar.

Hemen her besinde, sağlıklı besinde, vitamin bulunur ve yaşamımız için doğrudan etkilidirler. Özellikle sebze ve meyvelerden bolca ulaşabileceğimiz vitaminleri sevgiyle kucaklayalım çünkü hayat onlara bağlı... Tamam tamam bu kadar yeşilçamvari olmaya gerek yok. Vitamin önemli ve vücuda alınmalı işte o kadar 😁

En yeni yazıların mailinize gelmesi için mailinizi sağdaki kutucuğa bırakmayı unutmayın...

VİTAMİN ÇEŞİTLERİ VE İSİMLERİ

YAĞDA ÇÖZÜNEN VİTAMİNLER
  • A Vitamini: Görme olayı, hücre yenilenmesi, bakteri ve virüslere karşı direnç sağlanmasında etkilidir.
  • D Vitamini: Kalsiyumun bağırsaklarda emilimini ve kemiklerde depolanmasını sağlar.
  • E Vitamini: Antioksidandır. Bu özelliğinin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir. Hücre yenilenmesinde görevlidir. Ayrıca üreme olaylarını düzenler.
  • K Vitamini: Kanın pıhtılaşması ve yaraların iyileşmesi üzerinde etkilidir.
SUDA ÇÖZÜNEN VİTAMİNLER
  • B1 Vitamini (Tiyamin): Karbonhidrat metabolizmasında koenzim olarak iş görür. Kalbin çalışmasını, sinir sisteminin sağlığını ve zihinsel faaliyetleri etkiler.
  • B2 Vitamini (Riboşavin): Karbonhidrat, protein ve yağlardan enerji elde edilmesinde koenzim olarak görevlidir
  • B3 Vitamini (Niyasin) (PP): Sinir sisteminin sağlığı, protein, karbonhidrat ve yağ metabolizması ile enerjiüretiminde koenzim olarak etkilidir.
  • B5 Vitamini (Pantotenik Asit): Vücudu iltihaplardan koruma, strese karşı hormonların üretilmesi, yağ metabolizması ile cilt ve saç sağlığında etkilidir.
  • B6 Vitamini (Piridoksin): Amino asit üretimi, sodyum ve potasyum dengesinin sağlanması, kan hücrelerinin üretimi, bağışıklık ve sinir sisteminin çalışması üzerinde etkilidir
  • B7 Vitamini (Biotin): Saç, tırnak, cilt sağlığında, sinir ve sindirim sisteminin çalışmasında görevlidir.
  • B9 Vitamini (Folik Asit): Sinir ve sindirim sistemlerinin çalışması, hücre yenilenmesi, büyüme, kan hücrelerinin
    üretimi ve karaciğerin işlevini yerine getirmesinde etkilidir.
  • B12 Vitamini (Kobalamin): Amino asit, protein ve nükleik asit metabolizmasında koenzim olarak görev yapar. Kan hücrelerinin üretimi, büyüme, sinir sisteminin çalışması ve zihinsel faaliyetlerin düzenlenmesinde etkilidir.
  • C Vitamini: Bağışıklık sisteminin güçlenmesi, sinir sisteminin sağlığı üzerinde etkilidir.
Kaynaklar:

http://www.yenibiyoloji.com/vitaminlerin-cesitleri-ve-isimler-nelerdir-ne-ise-yarar-5286/

http://www.wikizero.biz/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVml0YW1pbg

https://www.medicalnewstoday.com/articles/195878.php

Karman çorman başlayalım; tavuk, hindi, balık, peynir, dana eti, barbunya, yumurta, yoğurt, süt, kefir, fındık, fıstık, badem, kabak çekirdeği, kuş konmaz, muz, kepek ekmeği, brokoli, havuç, makarna, bezelye, yulaf, patates, karides, esmer pirinç, ıspanak, kuru incir, avokado, karpuz, nektari, kavun, o, bu, şu... Gördüğünüz gibi hemen her gıdanın içinde, baş köşede bulunan, canlının temel bileşenlerinden, en temeli; protein...

Daha önce göz ucuyla karbonhidratlara ve yağlara dokunmuştuk. Şimdi sıra geldi proteinlere. Hemen her organik bileşik vücudumuz için hayati önem taşır ama protein vücudumuzun kıymetlisi ve en önemlisidir. Protein canlıların yaşam kaynağıdır ve hücresel düzeyde tüm yapıların genetik kodlamasında (DNA -RNA) ve aktarımında, fiziki yapılarının düzenlenmesinde ve hücresel yapıların şekillenmesi, korunmasında, daha doğrusu aynada gördüğünüz o bünyenin ayakta kalmasında başrolü oynar. İşte protein bu kadar önemli, bu kadar hayatımızın içindedir. Bazılarımızın tahmin ettiği gibi toz protein yüklü sütle tüketilen "şeylerden" ibaret değildir.

"Bak Şu Konuşana" filmini bilmeyeniniz var mı? John Travolta ve Kristie Alley'in başrollerinde oynadığı ve bize yeni doğan bir bebeğin gözünden hayatı göstermeye çalışan, 1989 yapımı bir Hollywood filmi. Hayatımızda espri mahiyetinde bir söz vardır; " sen daha portakalda vitamindin! " diye. İşte o sözün aslı " sen daha portakalda proteindin! " olması lazım. İşte filmimiz de daha biz protein iken başlıyor...


Görüldüğü gibi proteinler hayatın temel yapıtaşlarıdır ve canlılar için yaşamsaldır. Dünyadaki her organizmada bulunurlar. Hücrelerde bulunan en yaygın moleküllerdir ve yağlar, karbonhidratlar gibi diğer bütün moleküllerden çok olarak bir hücrenin kuru maddesini oluştururlar. Vücudumuza en çok  enerji veren ikinci maddedir ama yaşamsal önemi olduğundan dolayı yağlardan sonra enerji üretimi için kullanılırlar. Uzun süren açlık dönemlerinde piyasaya sürülür. Vücudumuz açlığın ilk döneminde hatta yemekten hemen sonra karbonhidrat stoklarını kullanır, enerji tüketimi ve açlık durumunun uzamasına bağlı olarak sıra yağlara gelir ve onlarda bittikten sonra vücut son çare olarak proteinleri enerji üretimi için kullanmaya başlar. Yani artık kendi kendini tüketmeye başlamıştır ki bu durum vücut ve hayatın sona ermesiyle sonuçlanır.

Proteinler; 20 amino asitten oluşur. Bunların 11'i vücutta sentezlenirken 9'u sentelenemez ve dışarıdan gıdalarla vücuda alınması gerekir.

Yazının başında belirttiğimiz gibi bu 9 amino asit tam olarak et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdalarda bulunurken, sebze, fasulye, fındık ve baklagil gibi bitkisel gıdalarda da bulunurlar. Ama hayvansal gıdalarda miktar olarak daha yoğundurlar. 


Proteinlerin vücudumuzda muhteşem görevleri vardır ki yazının hemen her noktasında belirttiğimiz üzere en önemli görevi yaşamsal faaliyettir. Onun dışında vücudumuzda çeşitli yollarla hareket, yapı ve destek, hücresel iletişim, sindirim ve oksijenin taşınması görevlerinde hayati rol oynarlar. Olmazsa olmaz işte protein 😃 Örneğin; hemoglobin oksijenin kanda taşınmasını sağlayan proteindir, bir diğer örnekte keratindir. Evet o şampuanlar geldi gözünüzün önüne değil mi? Keratin yapılı olanlar ya da cildi koruyucu kremler. Keratin de cildi koruyan, derimizin şu anki halinin sebebi olan ve tırnak, saç  hatta boynuz gibi yapıların temel proteinidir. Ayrıca proteinler yaşam aktivasyonumuzu sağlayan ve vücutta çeşitli kimyasal durumların gerçekleşmesini sağlayan enzimlerinde direk yapısına katılırlar.

Proteinsiz olmaz, olamaz! Yaşamın temel yapı taşı, yaşam kaynağımız, güneşimiz, adeta nefesimiz, olmazsa olmazımız. Açın buzdolabını, yumurta karşımızda. İşte hayat!

Food in Mobili'yi Instagram ve Twitter hesaplarından takip etmeyi unutmayın. Ayrıca mailinizi bırakın ve yazıları mailinize atalım. Bu ne lüks böyle :)

Kaynaklar:

http://www.yenibiyoloji.com/proteinler-4160/

http://www.ucla.edu/search?qa=proteins

http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvUHJvdGVpbg




Salatamızda, yemeğimizde, zeytinin üzerinde, ekmeğin kenarında, çorbanın üzerinde, yemek yapmaya başlarken, son dokunuşları yaparken, sağımızda, solumuzda, önümüzde, arkamızda, hemen her yanımızda ne var biliyor musunuz? Yağlar...

Bu yazıyı okuduktan sonra bulunduğunuz yerde, evinizde, işinizde, çocuğunuzun okulunda, spor salonunuzda, kütüphanede, hastanede, her nerede iseniz orada yağ olduğunu fark edeceksiniz... İnanmıyorsanız şimdi kalkın ve mutfağa bakın. Mutfağın baş köşesinde, en yakışıklı, en güzel şişesinde kim arz-ı endam ediyor?

Peki nedir bu yağ? Karbonhidratlar yazısı ile giriş yaptığımız canlıların temel bileşenleri olan organikler dünyasının en önemli kollarından biridir yağ. Biz yağların "besin" kısmıyla biraz ilgileniyor olacağız. Yağ da karbonhidrat gibi karbon atomunun çevresinde şekillenen bir yapı aslında. Kimyasal adıyla "lipit". 

Yağlar, yapılarında karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O) atomları bulunduran, suyla karışmayan, yapıtaşları da yağ asitleri ve gliserol olan maddelerdir. Bizlere en çok enerji veren organik bileşikler. Vücudumuzun kullanım sıralamasında karbonhidrattan sonra ikinci olarak görev yaparlar. Tükettiğimiz ve sindiremediğimiz karbonhidratlar yağa dönüşür ve vücutta depolanır, yakması zordur! Nasıl depolandığını görmek için aynaya bakabilirsiniz:) Organik yapısının yanında sentetik olarak birçok alanda kullanılan yağ çeşitleri vardır. Basit olarak örnek vereceksek eğer sentetik yağa; motor yağları.

Bizler yemek yaparken birçok yağ çeşidi kullanırız. Bu yağlar, fosfolipit, steroit (steroit mi bastın sen? Tanıdık geldi mi bu söz?) ve trigliserit olarak ayrılan genel lipitler içerisinde, trigliserit olanlardır, yani nötral yağlar. Trigliserit yağlar hücrede parçalandığında karbonhidratlara ve proteinlere göre daha çok enerji veren moleküllerdir. Trigliseritlerde "doymuş yağ" ve "doymamış yağ" olarak ikiye ayrılır. - Bir ampul yandı değil mi şimdi-, evet o reklamda "doymamış yağ oranı yüksek" diyordu. Peki ne demek oluyor bu? Şöyle diyebiliriz, doymuş yağlar hayvansal yağlar, doymamış yağlar bitkisel yağlar. Margarinde bir bitkisel yağdır ama kimyasal işlemle doymuş yağ formuna getirilen az yer kaplayarak çok verim elde edildiği düşünülen bir yağ çeşididir.


Yağların canlılar için önemine gelince...


  • Yağlar vücudun en ekonomik enerji kaynağıdırlar. Enerji kaynağı olarak karbonhidratlardan sonra kullanılırlar.
  • Hücrede yapı maddesi olarak kullanılırlar. Özellikle hücre zarının yapısına büyük ölçüde katılırlar. Ayrıca vitamin ve hormon olarak da görev yaparlar.
  • Yağların hücresel solunumla yıkılması sonucu fazla miktarda metabolik su oluşur. Bu yolla kış uykusuna yatan hayvanların, çöl hayvanlarının ve göçmen kuşların su ihtiyacı karşılanır. Ayrıca hafif olup az yer kapladıkları için göçmen kuşların uçmasında kolaylık sağlarlar.
  • Vücudun yağda çözünen vitaminlerden (A, D, E, K) yararlanmasını sağlarlar.
  • Vücutta sentezlenemeyen esansiyel yağ asitleri yağlarla alınır.
  • Vücuda fazla miktarda alınan yağlar, yağ hücrelerinde depo edilerek yağ dokusunu oluşturur. Yağ dokusu, iç or­ganlara desteklik ettiği gibi deri altında birikerek vücut sıcaklığını korumaya da yarar. Yazının başında belirtmiştik, doğru aynaya. Örneğin; kutup ayıları derile­rinin altına büyük miktarda yağ depo etmek suretiyle soğuk ortamda yaşamlarını sürdürebilmektedir.
Biraz da zararı...

  • Aşırı yağlı besinlerle beslenme, damar sertliği ve dolaşım bozukluklarına yol açabilir. Damar sertliğinde kan damarlarının iç yüzeylerini kaplayan yağ birikintisi, damar iç dokusunun sertleşmesine yol açar. Esnekliği azalan damarlarda kan akışı zorlaşır, damar çapları küçüldüğü için de kan basıncı artar ve tansiyon yükselir.
Şimdi gelelim bolca tanıdığımız, bildiğimiz, kullandığımız yağlara, say say bitmez ama biz başlayalım;  argan yağı, aspir yağı, avokado yağı, ayçiçek yağı, balık yağı, ceviz yağı, çörek otu yağı, fındık yağı, greyfurt yağı, hardal yağı, hindistan cevizi yağı, kabak çekirdeği yağı, kanola yağı, kayısı yağı, kekik yağı, kenevir yağı, keten tohumu yağı, kolza yağı, limon yağı, mısır yağı, palm yağı, pamuk yağı, pirinç kepeği yağı, portakal yağı, soya yağı, susam yağı, tereyağı, üzüm çekirdeği yağı, yer fıstığı yağı, zeytinyağı, yağı da yağı, yağı da yağı... Bizim aklımıza gelenler bunlar. Hepsinin bizlere ayrı ayrı faydası bulunmakta ama unutmayalım ki her şeyin fazlası zarar! Sizin aklınıza gelen yağı yorum olarak bizimle paylaşırsanız seviniriz :) Kolesterole dikkat. Başka bir yazıda kolesterole de değinmiş olacağız. Biz bu yağların peşini bırakmayız!


Yazının sonunda belirtmeden geçemeyeceğiz. Endüstriyel dünyada yağların tüketimi küresel şirketlerin iştahını oldukça kabarttığından çevre bilinci ve canlı sağlığı ikinci planda, kötü çalışma şartlarında yağ üretimi yapılmakta. Herhalde bunun başını da palm yağı çekmekte! Endonezya ve Malezya'da palm yağı üretimi için doğal orman alanlarının yok edildiğini ve palmiye ağacı dikildiğini biliyor muydunuz? Ayrıca işleme koşullarından dolayı son derece kanserojen olduğunu! Palm yağından ve palm yağı kullanılarak üretilen ürünlerden uzak duralım. Food in Mobili'nin nacizane tavsiyesi.

İşte yağlar... Şimdi yemeğe katarken biraz daha farklı düşüneceğimiz açık. Siz yemeklerde en çok hangi yağı tercih ediyorsunuz? Yorum olarak bırakabilirsiniz... Food in Mobili'de kalın. Mailinizi bırakın ki sizi en yeni yazılardan haberdar edelim...

Not: Kızarmış yağlarınızı lütfen lavaboya dökmeyin! Çevre kirliliğine sebep olmayın!

Kaynaklar: 

http://webders.net/canlilarin-temel-bilesenleri-ders-11-111p2.html

https://yemek.com/sozluk/yag/#gref

http://www.yenibiyoloji.com/lipitlerin-yaglarin-ozellikleri-ve-cesitleri-236/